“Bazen gitmek bir tercih değil, geride kalanları kurtarma biçimiydi. İnsan, sevdiği birinin hayatından bir gölge gibi kaybolmayı seçerken, aslında onu o gölgenin getirdiği karanlıktan korumaya çalışıyordu. Ama kendi karanlığının içine gömülürken, geride bıraktığı o aydınlıkta nasıl yaşayacağını kimse ona söylemiyordu.”
•••
"Bir insanın kendi evine yabancı olması, sadece dört duvarın arasında kaybolmak değil, o dört duvarın içine sığdırdığı anıların artık ona ait olmadığını hissetmekti. Kapıdan içeri girdiğinde karşılaştığı boşluk, aslında aynadaki suretinin ona bakıp 'artık burada değiliz' demesi kadar net ve keskindi."
•••
"İnsan en çok yaşamadığı hayatların yasını tutuyormuş. Gerçekleşmeyen hayaller, kurulmayan cümleler ve yarım bırakılan yollar; hepsi sessizce zihninin bir köşesinde birikiyor, zamanla bir hayalet gibi peşinden geliyordu. Oysa gerçek hayat, tam da o vazgeçişlerin üzerine kurulmuş bir harabe gibiydi."
•••
"Bazı yaralar intikam istemiyordu, sadece var olmaya devam ediyordu. Onlar birer düşman gibi değil, bir parçanız gibi hayatınıza yerleşiyorlardı. Onları söküp atamazdınız; çünkü söküp attığınızda, altında kalan boşlukta kendinizden bir parçayı da kaybedeceğinizi biliyordunuz."
•••
"İnsan bazı felaketleri yaklaşırken izliyordu. Tıpkı ufukta beliren ve yavaş yavaş gökyüzünü karartan bir fırtına gibi. O fırtınanın geleceğini biliyordum, üzerime yıkılacağını biliyordum, ama kaçmıyordum. Çünkü bazen en büyük huzur, olacak olanı kabullenip, o yıkımın altında sessizce beklemekti."
•••
İnsan zihni kemik gibi değildir. Kırıldığında alçıya alınmaz. Röntgende görünmez. Dokunduğunuzda acıdığını söylemez
•••
Bir insan gerçekten ne zaman hasta olur? İlk panik atağını geçirdiğinde mi? İlk antidepresanını içtiğinde mi? Yoksa sekiz yaşında susmayı öğrendiğinde mi?
•••