Duvara Kalan Çivi
Gidişinden sonra evde kalan eşyalara dokundukça, söyleyemediğim her şey yeniden canımı acıtıyor.
Genel edebiyata, hayata ve yazarlık serüvenine dair makaleler.
Gidişinden sonra evde kalan eşyalara dokundukça, söyleyemediğim her şey yeniden canımı acıtıyor.
Bazen insan, giden kişiden çok, o giderken sustuğu ana takılı kalır.
Eskiden ölümle tehdit ederdi hayatı. Şimdi yaşamakla.
En güzel cümleleriyle uzaklardaki insanlara dokunup koynundaki insana ulaşamayan bir kadının hikâyesi. Ağlayışı duyulmazken küfrü duyulan, sonunda neye kırıldığını değil, nasıl konuştuğunu açıklamak zorunda kalan bir kadın.
Bazı ayrılıklar, özlem bittiğinde bile içimizde sürer. Bu yazı, birini unutmanın ardından kendine yeniden güvenmeyi ve kendi hayatında yabancılık çekmeden yaşamayı öğrenmek üzerine.
Seni unutmak için hayatın sesini sonuna kadar açtım. Günlerimi yapılacak işlerle, gecelerimi yorgunlukla doldurdum.
Kelimelerin çoktan harcandığı bir dünyada, aşk bana sessizlikle gelsin. “Seni seviyorum” demesin; ben değişen kalp ritminden anlayayım.
Seni sevmek, birine ait olmak gibi değildi. Daha çok, yıllardır içimde kilitli duran bir odanın penceresini ilk kez açmak gibiydi.
Başkalarının saatine yetişmeye çalışırken kendime geç kaldığımı sandım. Meğer benim için zaman, kendimden yana yürüdüğüm yerde başlıyormuş.
Bardağın kenarında unutulmuş bir ruj izi, yatağın benim yatmadığım tarafındaki çöküntü, çekmecelerin arasından çıkan ve ne zaman yazdığımı hatırlamadığım birkaç cümle…
Hayatım boyunca birçok insanı kaybettim. Bazılarını ölüm almadı. Ben bıraktım.
Ben terapistimin karşısına günah çıkarmak için oturduğumu sanıyordum. Meğer ifade vermeye gidiyormuşum.
Psikoloğum denize
Benim yazılarım süslü püslü değildir.
Psikiyatrist miyim psikolog mu?
Ama ilk defa eskisine dönmeye de çalışmıyorum.
İyileştiğimi söylediler
Beni kurtarmaya kimse gelmedi
Babama çok kırgınım
Sevgili Ruh Eşim, Bir başkasına âşık olmalısın.
İnsanın acısı çoksa hayata erken başlamış derler. Ben de yıllarca öyle sandım; meğer hayata değil, hayatta kalmaya erken başlamışım. Yaşamak başka şeymiş.
Atların ayakta uyuyabildiğini öğrendiğimde kendime benzettim onları.
Bir zamanlar boynuma doladığım çamaşır ipine şimdi yaşamak için kendimi asıyorum.
Başka bir boyutun olduğuna inanmak istiyorum. Bilim kanıtladığı için değil; bu hayat, mutlu olabileceğim ihtimalini biraz fazla tükettiği için.
Bazı aşklar, yaşananlardan çok yaşanabileceklerin yasını bırakır insana. Giden kendine dönerken, kalan yalnızca sevgilisini değil; onun uğruna eksilttiği kendisini de arar. Çünkü bazen ayrılık, birini kaybetmek değil, dönecek eski bir “ben” bulamamaktır.
İnsan bazen giden kişiyi değil, onun yanındayken olduğu hâlini özler. Zaman her yarayı iyileştirmez; yalnızca nerede kanayacağını, nelerden kaçacağını ve acıyla nasıl yaşayacağını öğretir. Bazılarını hâlâ sevdiğimiz için değil, giderken götürdükleri kendimizi geri bulmak için hatırlarız.
Bazı ayrılıklar bir insanı hayatından çıkarmaz; insanın kendisini de beraberinde götürür. Bu yazı, sevdiğine sığabilmek uğruna kendinden eksilen birinin, sonunda aslında “fazla” olmadığını fark edişini anlatıyor. Çünkü bazen mesele çok sevmek değil, deniz kadar büyük bir sevgiyi bardak kadar küçük bir kalbe sığdırmaya çalışmaktır.
Bazı kadınlar güzel değildir, başına bela gelecekmiş gibi görünür.
Herkes bir yere yetişiyordu; ben, kendi hayatıma geç kalmıştım.
Bitkiler saldırıya uğradıklarında, hastalandıklarında ya da çevresel bir tehditle karşılaştıklarında kimyasal ve elektriksel sinyaller oluşturabiliyormuş.
büyümek budur; güneşe küsmek değil, kendi yönünü seçebilmek.
Çiçekler bile karanlıkta hangi tarafa büyüyeceğini ışığa bakarak seçiyormuş. Buna fototropizma diyorlar.
Köklerin İhaneti
Kök salmak gitmeye engel değilmiş. Bunu yürüyen palmiye ağaçlarından öğrendim.
Selam olsun usta yazarlara
Bazı aşklar ayrılıkla bitmez; insan gittikten sonra seslere, eşyalara, şehirlere ve ihtimallere dağılır. Asıl zor olan onu unutmak değil, içimizde kaldığı yerlerle yaşamayı öğrenmektir.
Bazı insanlar gittiklerinde küçülmez; hafızanın içine dağılarak hayatımızda daha fazla yer kaplamaya başlar.
Ayrılığın yükünü bazen giden değil, geride aynı hayatın içinde yaşamaya devam eden taşır.
Bazı ayrılıkları zorlaştıran yokluk değil, geri dönüş ihtimalinin tamamen ölmeyişidir.
Bazen sevgi heyecan değil, birinin yanında kendini güvende ve huzurlu hissedebilmektir.
Tekrarlanan ilişki kalıpları bazen “kaderden” çok, bize tanıdık gelen duygusal örüntülerle ilgilidir. Döngü, yalnız kişiyi değil seçimimizin nedenini sorguladığımızda değişmeye başlar.
İnsan sürekli kabul görmek için kendisini değiştirdiğinde, zamanla kendi benliğine yabancılaşabilir. Bazı ayrılıklardan sonra özlediğimiz kişi değil, o ilişkide kaybettiğimiz kendimizdir.
Sürekli başkalarının istediği kişiye dönüşmek, sonunda insanın kendi kimliğini unutmasına neden olabilir.
İnsan tek kalbiyle birçok sevgiyi taşır; bazı insanlar giderken kalbimizdeki yerlerini değil, o yerin bir parçasını da götürür.
Bazı kayıplar tamamlanmaz; insan eksildiği yerden başka bir hâle dönüşerek iyileşir.
Ya rüyalar zihnimizin kurduğu görüntüler değil, ölülerin yaşayanlara ulaşabildiği kısa ziyaretlerse? Belki ölüm insanları tamamen götürmez; yalnızca onlarla görüşebildiğimiz yeri değiştirir.
Eski inanışlarda ruhların kuş suretinde dolaşabileceği düşüncesinden hareketle, kargalardan duyulan korku ölülerin bizi hâlâ gördüğü düşüncesine dönüşüyor. Asıl korkunun ise kargalar değil, geçmişimizle birlikte hâlâ birileri tarafından hatırlanmak olduğu ortaya çıkıyor.
Bazen özgürleşmek yeni birine dönüşmek değil, artık bize ait olmayan eski hâlimizi geride bırakabilmektir.
İnsanın en büyük yangınları dışarıdan görünmez. Bazen iyileşmek ateşi söndürmek değil, onun yakabileceği hiçbir şey bırakmadan içinden geçmektir.
Zaman her şeyi geçirmez; bazen yalnızca üzerinden geçer. İyileşmek, geçmişi değiştirmekten vazgeçip onun bittiği yerden kendine devam edebilmektir.
Geçmişten kurtulmak unutmak değil; hatırladığında artık onun esiri olmamaktır. İnsan bazen yeniden başlamaz, yalnızca kendisini tüketen yerde yaşamaktan vazgeçer.
Senin için yazar oldum sandım
Senden sonra yalnız kalmadım. Senden önce ne kadar yalnız olduğumu öğrendim. İnsan bazen birinin gidişiyle eksilmez; onun yokluğunda kendi eksikliğini görür.
Yaşanamayanlar
Sevmediğin için suçlu değilsin. Seni suçlu gören kişi suçlu. Başlı başına ben yani.
Kendimde utandığım yer
Seni kaybettiğim gün gitmedin. Asıl gidişin, yanımdayken bana yabancılaştığın gündü. Ayrılık yalnızca kapının kapanma sesiydi; ben çok daha önce evsiz kalmıştım.
Ağzımda hâlâ biraz bal var; ama artık tadına değil, kendi sesime inanıyorum.
Şehirleri yananlar
Bunu bir itiraf olarak görebilirsiniz. Bunlar bilmedikleriniz. Sanata sığınan herkes adına konuşuyorum.
Belki doğru ellerde şair olmak dediğim şey de tam olarak budur.
Ben yıllarca iyi bir şair olmaya çalıştım; meğer bütün mesele, doğru ellerde şiir olabilmekmiş.
Kendinden kaçan insan, dünyanın neresine giderse gitsin aynı adrese varır.
Burada unutulan isimler yetişir.
Doğanın Unutamadığı
Kayıp Eşyalar Müzesi
Bazı şehirler haritalarda görünmez. Çünkü onları belediyeler değil, insanların vazgeçişleri kurar.
Uyanış
Kendimi bildim bileli, kendini bilmezlerin arasında savruluyorum.
Ayın bir huyu var
Bileğimin de gücü vardı Ama ben susmanın asaletine sığındım
Bazen insan yarana merhem olmaz. Parmağını tam üstüne bastırır
Bazen yazamazsın. Çünkü öznen, yüklemine darılmıştır.
Seni artık sevmiyorum
Kaç kere kalemi kırdım. Her kırışımda sana yazdıklarım biraz daha çoğaldı.
Geceler daha sessiz olur. Bu normaldir. Ama o sessizliğin içinde kendi sesini duymaya başlıyorsan, işte bu normal değildir.
Yazarı en iyi yine bir yazar anlar. Okur ise bazen insafsızdır; cümleleri yarıştırır, kalemleri kıyaslar, aynı acının farklı sesler olabileceğini unutur.
İnsan bazen en büyük savaşını kimseyle değil, kendi zihniyle verir. Ve o savaşın zaferi, yalnızca hayatta kalabilmektir.
Aynı bedende yaşayan, birbirini tanımayan onlarca ben… Bazen insanın en büyük yabancısı kendi zihni olur.
Bazen insanı boğan şey gürültü değil, derin bir sessizliktir. Nefes almak, her zaman yaşamak anlamına gelmez.
Bazı insanlar düzenin içinde büyür. Bazıları ise ona uzaktan bakmayı öğrenir. Bu, ait olamadığı bir huzurun kıyısında bekleyen birinin hikâyesi.
Bazen hayat ikinci bir şans verir
Bugün yine o tanıdık eşiğin önündeyim.
Hayat benden ne aldıysa aldı, ama giderken beni bana bıraktı.
Hiçlik her şeydir
Pas tutmuş bir hatıranım ama hatırladığında bakacaksın ki, pas tutan sadece zamanmış.
İlk antidepresanımı yirmili yaşlarımda içtim. Ama ilk travmamı sekiz yaşımda yuttum.
Çok uzun zamandır ilk defa dışarıya kovdum kendimi.
Deniz kızı değil orman kızım ben
Yokluğunun o kûhi kollarına bir zamanlar “ülkem” demiştim. O ülkede yaşamaya da, yaşayamamaya da razı olmuştum. Bütün ağır şartlarına rağmen yine de “sen” demiş, boyun eğmiş, yerimi yurdumu orası
Nasıl unutur insan? Başarısız bir ölümün tam da olay yerinde, muntazır bir ruh bıraktığımı nasıl unuturum?
Arya Soysal’ın kitaplarından edebiyata, hayata, insan ruhuna ve içsel yolculuklara dair yazılar.
Arya Soysal’ın kaleminden duygulara, insan ruhuna ve içsel yolculuklara dokunan kısa sözler. Okurun zihninde iz bırakan, düşündüren ve hissettiren özel satırlar.
Mısra kitabında geçen etkileyici sözleri ve okurun kalbine dokunan satırları bu yazıda bir araya getirdik. Arya Soysal’ın kaleminden duygulara, insan ruhuna ve içsel yolculuklara dair anlamlı alıntılar.
Bal kitabında geçen etkileyici sözleri ve okurun kalbine dokunan satırları bu yazıda bir araya getirdik. Arya Soysal’ın kaleminden sevgiye, kırılganlığa ve insanın iç dünyasına dair anlamlı alıntılar.
Noksan kitabında geçen etkileyici sözleri ve okurun zihninde iz bırakan satırları bu yazıda bir araya getirdik. Arya Soysal’ın kaleminden insan ruhuna, eksikliklere ve içsel yüzleşmelere dokunan alıntılar.