Bazen yazamazsın.
Çünkü öznen, yüklemine darılmıştır.
Kelimeler vardır; zihninin en karanlık köşesinde sessizce bekler ama bir türlü cümleye dönüşmez. Ne kadar çağırırsan çağır, gelmezler. Kalemi eline alırsın, sayfanın beyazlığına uzun uzun bakarsın. İçinde anlatılmayı bekleyen koca bir dünya vardır; fakat hiçbir cümle, o dünyaya açılan kapının anahtarını bulamaz.
Çünkü bazen insanın anlatacak sözü kalmadığından değil, anlatacak çok fazla şeyi olduğundan susar.
Özne yerindedir aslında. Hâlâ yaşayan, hisseden, kırılan ve hatırlayan biri vardır cümlenin başında. Fakat yüklem uzaktadır. Ne yaptığını, ne hissettiğini, nereye ait olduğunu söylemek istemez. “Ben” dersin ama ardından hiçbir kelime gelmez. Çünkü insan bazen kendini bile tamamlayamaz.
Belki özne çok yorulmuştur yüklemin taşıdığı bütün eylemlerden. Sürekli beklemekten, affetmekten, gitmekten, dönmekten, özlemekten… Her cümlede başka bir acıyı sırtlanmaktan bıkmıştır. Bir gün, hiçbir şey söylemeden cümlenin ortasında durur ve devam etmeyi reddeder.
Yüklem de kırgındır belki.
Onca zaman öznenin sustuklarını anlatmak zorunda kaldığı için… İnsanların görmediği yaraları kelimelere çevirdiği, geceleri kimsenin duymadığı çığlıkları kâğıda taşıdığı için yorulmuştur. Artık ne “iyiyim” diyebilir ne de “geçti.” Çünkü bazı yüklemler, gerçeği taşımaktan eskir.
Sonra cümle yarım kalır.
Tıpkı bazı vedalar gibi.
Tıpkı söylenemeyen özürler, gönderilmeyen mesajlar ve hiçbir zaman sorulamayan “Neden?”ler gibi…
Kalemin elindedir ama yazamazsın.
Çünkü yazmak yalnızca kelimeleri yan yana getirmek değildir. Bazen insan, kendine yaklaşmak zorundadır yazabilmek için. Oysa bazı günler insan, kendi içine girmeye korkar. Açacağı her kapının ardında başka bir hatıra, başka bir eksiklik, başka bir yara vardır.
Bu yüzden susarsın.
Sayfa seni bekler. Kalem seni bekler. İçindeki bütün cümleler, tamamlanacakları günü bekler.
Ama özne hâlâ kırgındır.
Yüklem ise çoktan cümlenin sonuna çekilmiş, sessizliğe sığınmıştır.
Ve sen ilk kez anlarsın:
Bazı yazılar kelime bulunamadığı için değil, insan kendini hangi cümlede kaybettiğini hatırlayamadığı için yazılamaz.
Belki bir gün özne affeder yüklemini.
“Ben” yeniden bir şey hisseder.
Bir fiil çıkar sessizliğin içinden.
“Yaşıyorum,” dersin belki.
Sonra kalem yeniden yürümeye başlar.
Ama o güne kadar sayfanın ortasında yalnızca yarım bir cümle kalır:
Ben…
Ve bazen üç nokta, insanın yazamadığı bütün kitaplardan daha ağırdır.