İnsan bazen uzaklaşınca kurtulacağını sanır. Şehir değiştirir, ev değiştirir, insanları değiştirir. Aynı sokaklardan geçmez, aynı şarkıları dinlemez, geçmişini hatırlatan ne varsa ardında bırakmaya çalışır. Mesafeyi iyileşmek zanneder.
Oysa insanın içinde taşıdığı şeylerin haritada bir yeri yoktur.
Kaçtığın şey bir şehir değilse, hiçbir yol seni yeterince uzağa götüremez. Susturduğun korkuların, yarım bıraktığın hesaplaşmaların, kendine söylemekten çekindiğin gerçeklerin de seninle birlikte bavulunu toplar. Yeni bir pencere açarsın; baktığın manzara değişir ama o manzaraya bakan gözler hâlâ aynıdır.
Çünkü bazen gitmek, uzaklaşmak değildir.
İnsan en büyük mesafeyi kendi içinde alır. Kendine yaklaşmadıkça dünyanın öbür ucuna gitmenin bile bir anlamı kalmaz. Başka yüzlerde aynı eksikliği, başka aşklarda aynı yarayı, başka başlangıçlarda aynı sonu bulursun. Değişen yalnızca isimler olur; hikâyenin içindeki sen değişmediğin sürece hikâye kendini tekrar eder.
Belki de bu yüzden bazı yolculukların dönüş bileti yoktur. Çünkü gidilecek yer dışarıda değil, içeridedir.
Bir gün yorulursun kaçmaktan. Durursun. İlk kez arkana değil, içine bakarsın. Ve anlarsın:
Kendinden kaçan insan, dünyanın neresine giderse gitsin aynı adrese varır.
Kurtuluş bazen gitmekte değil, sonunda kendine varabilmektedir.