“Hayat benden ne aldıysa aldı, ama giderken beni bana bıraktı.”
Eskiden bunun bir teselli cümlesi olduğunu sanırdım.
Değilmiş.
Bazı şeyler ancak kaybedince görünür oluyor.
Çünkü insanın hayatı doluyken kendini görecek yeri kalmıyor. Herkes konuşuyor. Herkes bir şey istiyor. Herkes sana kim olman gerektiğini anlatıyor.
Sonra hayat almaya başlıyor.
İnsanları alıyor.
Hayalleri alıyor.
Planları alıyor.
Bazen sağlığını, bazen güvendiğin şeyleri.
Ve sen her kaybın ardından biraz daha eksildiğini sanıyorsun.
Ama bir gün dönüp bakıyorsun.
Eksilen sen değilmişsin.
Sadece sana ait olmayan şeyler dökülüyormuş üzerinden.
Bir heykeltıraşın taşı yontması gibi.
Her darbede biraz daha parçalanıyorsun sanıyorsun ama aslında ortaya çıkıyorsun.
Ben de kendimi böyle buldum.
Hayat neyi götürdüyse ardından kalanlara baktım.
Orada hep aynı şey duruyordu.
Ben.
Çocukluğumdan beri içimde olan ama yıllarca susturduğum ben.
Belki bu yüzden bugün bir motosikletin sesini duyduğumda içimde tarif edemediğim bir şey uyanıyor.
Sanki yıllardır kayıp olan bir parçam yerini buluyor.
Ve düşünüyorum…
İnsan bazen hayatı boyunca kendini arıyor.
Oysa aradığı şey hiç kaybolmamış oluyor.
Sadece üstü örtülmüş oluyor.
Hayat benden ne aldıysa aldı.
Ama giderken üzerimdeki fazlalıkları da aldı.
Ve sonunda beni bana bıraktı.