Seni unutsam
hangi akşamı kendime geri verecekler.
Hangi sokaktan geçerken
adımlarım artık yavaşlamayacak.
Bunu bilsem
belki biraz daha az beklerdim.
Sen gittin.
Ben bardakları uzun süre tek tek yıkadım.
Seninkini elime alınca
musluğu açık bıraktım.
Suyun sesinde bir şey duymamak için.
Bir gün yerini değiştirdim o bardağın.
Sonra aradım.
İnsan kendi kaldırdığı şeyi de özlermiş.
Şimdi biri saçımı sevse
başımı hangi omuza bırakacağımı bilmiyorum.
Senin boyuna alışmış bir sarılış var bende.
Kollarım başka birine uzansa
ellerim seni arayacak gibi.
Sana söyleyemediğim şeyler
geceleri ağzımda kuruyor.
Su içiyorum, geçmiyor.
Adının boğazımda durduğu yere
hiçbir şey ulaşmıyor.
Bazen telefon çalıyor.
Bir an, senden önceki hâlime dönüyorum.
Sonra ekrana bakıyorum.
İnsan bir saniyenin içinden
bu kadar yorgun çıkabiliyor.
Sana kızdığım geceler de var.
Yüzünü düşünmek istemediğim,
içimdeki seni sökmeye çalıştığım.
Ama sabah olunca
kırdığım her şeyi topluyorum.
Bir parçana basarım diye
kendimden bile sakınıyorum.
Keşke gitmeden önce
başını bir kez daha çevirseydin.
Bir şey söylemezdim.
Ama yüzünü
son kez olduğunu bilerek görürdüm.
Ben son bakışımızı
bir sonraki bakışa güvenerek harcadım.
Bu yüzden eksik hatırlıyorum.
Kaşlarını mı çatmıştın,
yorgun muydun,
elini neden öyle çabuk çektin.
Sen şimdi nerede uyuyorsun
sormuyorum.
Cevabın bir odası,
bir lambası,
belki yatağın öbür yanında
bana hiç benzemeyen bir yüzü olur.
Ben o odayı
ömrüm boyunca içimde taşımaktan korkuyorum.
Bırak bilmeyeyim.
Bu gece de
yastığın boş tarafına dönüp
adını söylemeyeceğim.
Yalnızca biraz yer açacağım.
Yokluğun bile
sıkışsın istemiyorum.