Olmak istediklerim bu değil.
Olmak istemediklerdenim.
Sanki yanlış bir hayatın içinde, doğru acıyı yaşamaya çalışıyorum.
Sıfır büyüktür ya birden,
Bir şey olmak, sıfır olmaktan daha iyi geldi bir zamanlar.
Oysa sıfır büyük olabiliyormuş birden
hiçlik sandığım şey meğer derya’ymış.
Suymuş hiçlik.
Her şekle sığmak,
Her yarayı taşımak,
Boğulamadan denize katlanmak demekmiş.
Ve ben yoruldum.
Bu hayatın her şeyi olmaktan yoruldum.
Bir omuz kaç yanılmayı taşır?
Bir kalp kaç yas tutar?
Bir insan kaç yenilgiyi sırtında sürükleyebilir?
Dizlerimde derman kalmadı.
Yıllardır sırtımda taşıdığım dünyadan değil;
Kendimi her şeyden sorumlu sanmaktan.
Ezebildiğim kadar ezmek istiyorum kendimi.
Bir taşın altında kalan ot gibi.
Kalınca bir kitabın içinde unutulan çiçek gibi.
Yükselebileceği yere kadar ezmek.
Çünkü ben en temiz hâlimle de kirletildim.
En sessiz hâlimle de suçlandım.
En kırılgan hâlimle de çiğnendim.
Madem öyle,
Bırak biraz da küllerim konuşsun.
Belki insan bazen yükselmek için değil,
Yıkılmak için bırakır kendini.
Çünkü bazen,
Yani belki de gökyüzüne,
ancak parçalanarak varılabilir.