Bir gün biri bana aşkını ilan edecekse bunu büyük bir sessizlikte yapmasını isterim. Herkes her cümleyi herkese israf etmiş. Yalancı “seni seviyorum”lar türemiş. Samimiyetsiz “iyi ki”ler cümlenin başını tutmuş. Sessizlikle gelsin bana; bir tek kalp atışını duyayım. Dokunduğumda değişen ritimlere güveneyim.
Ama öyle bildiğimiz susmalardan değil.
İçinde küslük olmayan, gidilecek bir kapıyı kollamayan, iki insanın arasına ağırlık gibi çökmeyen bir sessizlik olsun. Yan yana kaldığımızda doldurmak için acele etmediğimiz boşluklar bıraksın bize. Çünkü insan sevmediğinin yanında susunca uzaklaşır; sevdiğinin yanında susunca biraz daha yaklaşır.
Bana güzel cümleler kurmasın mesela. Güzel cümlelerden ben de kurarım. Kelimelerin ne kadar kolay kılık değiştirdiğini bilirim. Bir insanın kalmadığı yerde bile cümlesi kalabilir; hatta bazen insan gider, söylediği yalan yıllarca evin içinde dolaşır.
Ben başka bir şey istiyorum.
Yanımda sustuğunda sesini değil, varlığını duyayım.
Mesela elimi tuttuğu an odadaki saatin sesi büyüsün. Dışarıdan geçen arabanın uğultusunu fark edeyim. Perde hafifçe kıpırdasın. Dünya kendi gürültüsüne devam etsin ama onun yanında hiçbir şeyi bastırmaya ihtiyacımız kalmasın.
Gözlerime baktığında ne hissettiğini söylemesin. Bakışını erken kaçırırsa oradan anlayayım. Parmakları parmaklarımdayken bir an gereğinden fazla sıkarsa oradan. Adımı söyleyecekken vazgeçip nefesini içine çekerse, en çok oradan.
Çünkü bazı duyguların sesi yoktur ama yankısı vardır.
Ben o yankıya inanmak istiyorum.
Aramızda söylenmemiş şeyler biriksin. Fakat hiçbirinin boynu bükülmesin. Cümleye dönüşmedikleri için eksik kalmasınlar. Birbirimizin sessizliğinde neyin nerede durduğunu zamanla ezberleyelim. Ben onun hangi susuşunun “kal” olduğunu bileyim, o benim hangi susuşumun “biraz daha yaklaş” demek olduğunu.
Öyle bir dilimiz olsun ki dışarıdan bakan hiçbir şey anlamasın.
Bir masada karşılıklı oturalım mesela. Herkes konuşsun. Birileri gülsün, bardaklar birbirine değsin, sandalyeler çekilsin, hayat bütün gürültüsüyle aramızdan geçsin.
Sonra gözgöze gelelim.
Ve o kalabalığın içinde yalnız ikimizin duyduğu bir sessizlik olsun.
İşte aşkını orada ilan etsin bana.
Tek kelime etmeden.
Çünkü artık kulağıma söylenen şeylerden çok, yanımda sustuğunda değişen dünyaya inanmak istiyorum.
“Seni seviyorum” demesin.
Ben zaten gerçekten seviyorsa,
sessizliğin içinde adımı duyarım.