En derin şiirleri yazan, ağzı küfürlü kadınlar da vardır. Bir akşam masanın başında öyle bir söz söylerler ki herkes elindekini bırakıp yüzlerine bakar. Oysa az önce de oradadırlar; çayı tazeleyen, sorulara cevap veren, anlatmaya başladığı şey yarım kalınca önündeki bardağın kenarını başparmağıyla silen kadınlardır. Kimse hangi cümlede sustuklarını hatırlamaz. Küfrettikleri an ise bütün ayrıntılarıyla hatırlanır.
Bir zamanlar kelimelere çok güvenmişlerdir. Kötü giden bir şeyin doğru anlatılırsa düzelebileceğine inanmış, kırgınlıklarını karşılarındakinin anlayacağı dile çevirmek için geceler harcamışlardır. “Beni hiç dinlemiyorsun” fazla serttir; silmişlerdir. “Belki kendimi anlatamıyorum” daha uygundur; onunla başlamışlardır. Söyleyeceklerini böyle böyle yumuşatırken sonunda ortada kimseyi rahatsız etmeyecek kadar küçük bir dert kalmıştır. Karşılarındaki de o küçücük derde bakıp neden bu kadar üzüldüklerini anlayamamıştır.
En çok geceleri zorlanmışlardır. İnsan gündüz kendini oyalayabilir; yıkanacak bir tabak, cevaplanacak bir telefon, gidilecek bir yer bulur. Ama gece, aynı yatağa uzandığı insanın sırtına bakarken yapacak pek bir şey kalmaz. Omzuna dokunmayı düşünür. Uyandırırsa kızacak mıdır? Sabahı beklese konuşabilirler mi? Zaten kaç sabahtır bekliyordur? Elini yorganın altında tutar. Bir süre sonra yanındaki dönüp kolunu beline koyar; kadın, uykuda kurulabilen bu yakınlığın uyanıkken neden bu kadar zor olduğunu düşünür. Ağlaması geçinceye kadar kıpırdamaz. Sabah adam kolunun uyuştuğunu söyler.
Yine de her şeyin bittiği o büyük sabah gelmez. Kahvaltı hazırlanır, evden çıkılır, akşam ne yenileceği konuşulur. Arada güzel günler de olur. Kadın o günlerde, yaşadıklarını olduğundan büyük görmüş olabileceğini düşünür. Birlikte gülerken içine dert ettiği şeylerden utanır neredeyse. Sonra bir akşam bir söz söylenir, bildiği o yüz ifadesi geri gelir ve kendisini yine cümlenin başında bulur: “Yanlış anlama ama…” Daha konuşurken yorulur. Söyleyeceklerinin devamını karşısındaki de biliyordur; yalnızca ikisi başka yerlerde sıkılmaktadır. Biri aynı derdi dinlemekten, öteki hâlâ aynı derde sahip olmaktan.
Sonunda ağzından bir küfür çıkar. Önceden düşünülmüş, karşısındakinin en zayıf yerine yöneltilmiş bir söz bile değildir belki. Bir sandalyeyi sertçe itmek gibi, elinde ne varsa masaya bırakmak gibi çıkar. Kadın söylediğini kendisi de duyar. Odada kısa bir sessizlik olur. Sonra karşısındaki doğrulur, yüzüne bakar.
“Sen ne biçim konuşuyorsun?”
İşte o bakış. Günlerdir beklediği, bir türlü kendisinde tutamadığı dikkat, şimdi bütün ağırlığıyla üzerindedir. İçinde tuhaf, utanç verici bir rahatlama hisseder; hemen ardından bundan da utanır. Böyle mi bakılması gerekiyordur ona? Sesini ancak çirkinleştirdiğinde mi duymaktadırlar? Bir an için söylemek ister: Az önce ağlıyordum. Aynı yerde oturuyordum. Sen telefonuna bakıyordun.
Fakat konuşma artık başka bir yere geçmiştir. Kullandığı kelime ele alınır, bir daha söylememesi gerektiği anlatılır. Kadın bir süre kendini savunur, sonra özür diler. Özrü kabul edilince tartışma bitmiş sayılır. Kimse başa dönmez. O gece mutfağa neden ağlayarak girdiği, masaya otururken ne anlatmak istediği orada kalır. Bardaklar kaldırılır. Işık söndürülür.
Sonraları canı yandığında aynı kelimeler daha çabuk gelir diline. Bunu kendisi de fark eder. Eskiden söylemeye utanacağı şeyleri söylerken artık yüzü kızarmaz; yüzü, her şey bittikten sonra, banyoda ellerini yıkarken kızarır. Aynada kendisine bakar, musluğu kapatır. Az önceki sesini düşünür. O seste kendinden tanıdığı pek az şey vardır, fakat yorgunluğu bütünüyle kendisinindir.
Ağzından çıkan her söz masum değildir. Bazen gerçekten incitir, bazen özür dilediğinde bile karşısındakinin yüzü düzelmez. Bunu görür. Söylediğini geri alamamanın ağırlığını da taşır. Yine de yalnız kaldığında en çok, derdini anlatmak için girdiği bir konuşmadan nasıl olup da bir kez daha kendi derdine sıra gelmeden çıktığını düşünür.
Sonra gider, bir şiirin başına oturur. Gün boyu ağzına yakıştırılmayan o dilden, okuyan birinin kendini bulacağı cümleler çıkarır. Bir kelimeyi değiştirir, ötekini siler. İnsan kalbine dokunmak hâlâ özen ister; bunu bilir.
Ertesi gün bir yabancı, yazdıklarının kendisine ne kadar iyi geldiğini söyler. Kadın teşekkür eder. Ekranı kapatıp bir süre oturur.
Yan odada, yıllardır ulaşamadığı adam uyuyordur.