Seni unutmaya çalışırken
kendi sesimi de kaybettim.
Şimdi adımı biri söylüyor,
başımı çeviriyorum.
Kapı kapalı.
Evde kimse yok.
Sen böyle çağırırdın.
Son heceyi biraz uzatır,
adımın içinde bir süre daha kalmak isterdin.
Duyduğum ses sana benziyor.
Ama bunu sen yaptın diyemem.
Gidişinle başlamadı her şey.
Sadece sen gidince
anlatacak kimsem azaldı.
Bazen mutfakta konuşmalar oluyor.
Ben koridorda dinliyorum.
Kelimeler yaklaştıkça ellerim soğuyor.
Doktor, seslerin dışarıdan gelmediğini söylüyor.
İnanmak istiyorum.
Yine de dönüp bakıyorum.
Birini arıyorum bazen.
“Ses geldi,” diyorum.
“Benimle biraz konuşur musun?”
Bana pencereyi soruyorlar,
masanın üstündekileri,
ayağımın yere değip değmediğini.
Anlatıyorum:
Bir bardak var.
Perde yarım açık.
Ayaklarım burada.
Burada olduğumu
böyle öğreniyorum yeniden.
Ama senin yokluğunu
hiçbir eşyanın adını söyleyerek
azaltamıyorum.
Fotoğrafına bakıyorum.
Orada susuyorsun.
Keşke içimdeki ses de susabilse.
Bu gece ışığı açık bırakıyorum.
Telefonu yakınıma koyuyorum.
Bir ses duyarsam
hemen peşinden gitmeyeceğim.
Önce bekleyeceğim.
Sonra güvendiğim birini arayacağım.
Adımı söyleyen sese dönmeden önce
kendi adımı söyleyeceğim.
Yavaşça.
Bir daha.
Sesim titrerse de
bitirmesine izin vereceğim.