Birini neden bu kadar çok istediğini hiç düşündün mü?
“Çünkü seviyorum.”
kolay cevap.
Ama insan ruhu bazen kolay cevaplarla çalışmıyor.
Bazen bir insanı yalnızca kim olduğu için istemezsin.
Sana ne hissettirdiği için istersin.
Seçilmiş.
Güzel.
Değerli.
Arzulanan.
Güvende.
Canlı.
Belki yıllardır kendine veremediğin bir duyguyu onun gözlerinde bulmuşsundur.
O zaman mesele yalnızca onu kaybetmek değildir.
Onun gözlerindeki kendini de kaybetmektir.
İdealizasyon böyle başlar bazen.
Karşındaki insanı olduğu gibi görmek yerine,
eksik yerlerini zihnin tamamlar.
Az konuşuyorsa derin dersin.
Mesafeliyse gizemli.
Kararsızsa yaralı.
Sana kötü davranıp sonra güzel davranıyorsa:
“Aslında içi çok iyi.”
dersin.
İnsan sevdiği kişiyi yalnızca tanımaz.
Bazen yazar.
Eksik cümlelerini tamamlar.
Kötü sahnelerini keser.
Karakter gelişimi bekler.
Ve sonunda gerçek bir insanla değil,
kendi zihninde editörlüğünü yaptığı biriyle ilişki yaşamaya başlar.
Sonra gerçek kişi hayalindeki karaktere benzemediğinde:
“Değişti.”
dersin.
Belki değişmemiştir.
Belki sen ilk kez okumaya başlamışsındır.
Belirsizlik de öforiyi büyütebilir.
Bugün seni ister.
Yarın uzaklaşır.
Sonra geri gelir.
Bir gün bütün gece konuşursunuz.
Ertesi gün saatlerce cevap vermez.
Ve zihin onunla ilgili daha fazla düşünmeye başlar.
Çünkü kesinlik zihni dinlendirirken,
belirsizlik onu çalıştırır.
“Neden?”
“Ne oldu?”
“Beni seviyor mu?”
“Bir şey mi yaptım?”
Bir insan zihninde ne kadar çok yer kaplıyorsa,
onu o kadar çok sevdiğini sanabilirsin.
Oysa bazen sevgi değildir.
Cevapsızlıktır.
Sonra güzel bir şey olur.
Mesaj gelir.
Arar.
Gelir.
Sarılır.
Bütün sorular birkaç saatliğine susar.
Rahatlarsın.
İşte tam bu noktada insan bazen kişiye değil,
rahatlamaya bağlanır.
Çünkü önce kaygıyı aynı insan yaratır,
sonra aynı insan giderir.
Ve sen ikinci kısmı sevgi sanırsın.
Yangını çıkaranın sana bir bardak su vermesi,
onu itfaiyeci yapmaz.
Bir öforinin anatomisinde yalnızca karşı taraf yoktur.
Sen de varsındır.
İhtiyaçların.
Geçmişin.
Eksiklerin.
Beklentilerin.
Ve belki en önemlisi:
O sırada hayatının nasıl olduğu.
Çünkü insan kendisini çok yalnız hissettiği bir dönemde karşısına çıkan kişiye,
yalnızca bir insan kadar anlam yüklemeyebilir.
Onu çıkış kapısı yapabilir.
Yeni hayat.
Yeni ben.
Yeni başlangıç.
Kurtuluş.
İşte burada aşkın taşıması gereken yük ağırlaşır.
Çünkü hiçbir insan,
başka bir insanın bütün hayatının tedavisi olacak kadar büyük değildir.
Birini sevebilirsin.
Ama onu kendinden kurtulmak için kullanırsan sevginin üzerine taşıyamayacağı bir görev bırakırsın.