Her ilacın kullanılmaması gereken durumlar vardır.
Bazı kalplerin de.
Bunu geç öğrendim.
Sevmenin her zaman iyi gelmediğini mesela.
Affetmenin her zaman iyileştirmediğini.
Sabretmenin her zaman erdem olmadığını.
Bir insanı anlamanın, onun yanında kalmayı gerektirmediğini.
Ve en önemlisi:
Bir şeyin sevgi olması, sana zarar veremeyeceği anlamına gelmiyor.
Ruhun da kontrendikasyonları var.
Bazı insanlarla kullanılmaması gerekiyor.
Bazı anılarla birlikte alınmaması.
Bazı dönemlerde dozunun azaltılması.
Bazı durumlarda ise derhâl kesilmesi.
Fakat ruhun kutusu yok.
Üzerinde küçük harflerle uyarılar yazmıyor.
Bu yüzden neyin bize iyi gelmediğini çoğu zaman yan etkiler başladıktan sonra anlıyoruz.
AŞIRI FEDAKÂRLIK DURUMUNDA KULLANMAYINIZ
Birini sevmek uğruna sürekli kendinizden vazgeçiyorsanız dikkat ediniz.
Önce küçük şeyler gider.
Bir akşamınız.
Bir arkadaşınız.
Bir fikriniz.
Bir sınırınız.
Sonra cümleleriniz değişir.
“Ben istemiyorum.”
yerine:
“Fark etmez.”
demeye başlarsınız.
“Bu beni incitti.”
yerine:
“Boş ver.”
Ve bir süre sonra gerçekten ne istediğinizi siz de hatırlamazsınız.
İlişki devam eder.
Ama içindeki siz giderek azalır.
İnsan bunu sevgi sanabilir.
Oysa sevgi iki kişiden birinin sürekli eksilmesiyle çalışıyorsa,
orada doz ayarlaması değil,
tedavinin kendisi sorgulanmalıdır.
KRONİK BELİRSİZLİKLE BİRLİKTE KULLANMAYINIZ
Sizi seviyor mu?
Bilmiyorsunuz.
Kalacak mı?
Bilmiyorsunuz.
Yarın yine aynı insan olacak mı?
Onu da bilmiyorsunuz.
Ama bekliyorsunuz.
Çünkü belirsizliğin içinde küçük ihtimaller vardır.
Ve insan bazen küçücük bir ihtimali,
kocaman bir gerçeğe tercih eder.
“Belki değişir.”
“Belki korkuyor.”
“Belki zamanı değil.”
“Belki bir gün.”
Belki tehlikeli bir kelimedir.
İçinde hiçbir şey olmadığı hâlde insanı yıllarca besleyebilir.
Kesin bir hayır canınızı acıtır.
Ama yas tutturur.
Belirsizlik ise yaranın kapanmasına izin vermez.
Bazı kapılar kapandığı için değil, aralık bırakıldığı için insanı içeride tutar.
KENDİ DEĞERİNİZİ BAŞKASININ DOZUNA GÖRE AYARLAMAYINIZ
Bugün çok ilgilendi.
Demek ki değerliyim.
Bugün soğuk.
Demek ki bir şey yaptım.
Mesaj attı.
Güzelim.
Cevap vermedi.
Yetersizim.
Bir insanın davranışlarıyla kendi değerin arasında böyle bir bağlantı kurduğunda,
ruhunun kumandasını başkasına vermiş olursun.
O gün nasıl hissedeceğine artık sen karar vermezsin.
Telefon ekranı verir.
Bir bildirim.
Bir görüldü.
Bir sessizlik.
Birinin seni istemesi hoşuna gidebilir.
İstenmemek canını da acıtabilir.
Ama ikisi de kim olduğunu belirleyemez.
Çünkü:
Başkalarının sana verdiği değer değişebilir.
Senin değerin onların ruh hâline göre dozlanmamalıdır.
KURTARICI KOMPLEKSİYLE BİRLİKTE KULLANMAYINIZ
Bazı insanları sevmiyoruz yalnızca.
Onları kurtarmaya çalışıyoruz.
Yaralarını görüyoruz.
Geçmişlerini öğreniyoruz.
Bize yaptıkları kötülüğün nedenini buluyoruz.
Sonra nedenini bulunca davranışı affedilebilir sanıyoruz.
“Çok şey yaşamış.”
“Kimse ona sevgi göstermemiş.”
“Böyle olmasının bir sebebi var.”
Vardır.
Hepimizin vardır.
Ama bir insanın yarasını anlamak,
o yaranın seni kesmesine izin vermek değildir.
Sen terapisti değilsin.
İlacı değilsin.
Rehabilitasyon merkezi hiç değilsin.
Sevgi destek olabilir.
Ama bir insanı kendi isteği dışında iyileştiremez.
Bazen kurtarmaya çalıştığın kişi batarken,
seni de ayağından tutar.
GEÇMİŞLE EŞ ZAMANLI KULLANIMDA DİKKATLİ OLUNUZ
Yeni bir insan gelir.
Ama sen yalnız gelmezsin.
Eski terk edilmelerin gelir.
Eski yalanlar.
Eski ihanetler.
Eski korkular.
Karşındaki insan bir cümle söyler,
sen başka birinin sesini duyarsın.
Bir akşam geç cevap verir,
yıllar önce giden biri yeniden kapıyı çarpar.
Ve geçmiş, şimdiki zamanın üzerine kendi altyazısını yazmaya başlar.
Bunun için kendine kızma.
Hafıza böyle çalışabilir.
Ama şunu unutma:
Yeni bir insanın eski bir yaraya dokunması,
o yarayı onun açtığı anlamına gelmez.
Bazen bugünün insanına,
dünün suçunu ödetiyoruz.
Bazen de tam tersini yapıyoruz:
Dünün yarası yüzünden bugünün tehlikesini küçümsüyoruz.
“Ben zaten böyleyim.”
diyoruz.
Her ikisinde de geçmiş direksiyonda.
Oysa hatırlamak başka,
yönetilmek başka.
KENDİNİZDEN NEFRET EDERKEN DOZU ARTIRMAYINIZ
İnsan kendisini sevmediği dönemlerde dışarıdan gelen sevgiyi fazla önemseyebilir.
Çünkü kendi içinde bulamadığını başkasından almaya çalışır.
Birinin seni güzel bulmasına ihtiyaç duyarsın.
Aramasına.
Seçmesine.
Kalmasına.
Ve o insan gidince yalnızca onu kaybetmezsin.
Kendin hakkında sana verdiği bütün iyi hisleri de götürür.
İşte bu yüzden bazı ayrılıklar insana:
“Onu kaybettim.”
den çok,
“Ben artık kimim?”
dedirir.
Bir başkasının sevgisi kıymetlidir.
Ama kendinle arandaki boşluğun tamamını onunla doldurursan,
gittiğinde yalnız bir sandalye değil,
koca bir oda boşalır.
TEKRARLAYAN YAN ETKİLERDE KULLANIMI DURDURUNUZ
Bir hata bir kez olabilir.
İnsan yanlış yapar.
Özür diler.
Öğrenir.
Fakat aynı yara sürekli aynı yerden açılıyorsa,
artık yalnızca özre bakmayınız.
Örüntüye bakınız.
Sözlere değil,
tekrara.
“Bir daha olmayacak.”
önemlidir.
Ama daha önemlisi:
Bir daha oluyor mu?
Çünkü özür değişimin kanıtı değildir.
Pişmanlık da tek başına güven oluşturmaz.
İnsanın ne söylediğini dinleyin.
Ama özellikle neyi tekrar ettiğine bakın.
Karakter bazen cümlelerde değil, tekrarların içinde görünür.