ARYANTİDEPRESAN

ARYANTİDEPRESAN

Yazar
Arya Soysal | Psikolojik Romanlar, Aforizmalar ve Yazılar 07.09.2026

Ruhun kontrendikasyonları kişiden kişiye değişebilir.

Bir başkasının dayanabildiğine sizin dayanmanız gerekmez.

Bir başkasının affettiğini sizin affetmeniz gerekmez.

Bir başkasının “Bunda ne var?” dediği şey sizi incitebilir.

Acının standart dozu yoktur.

Sınırların da.

Bu nedenle size zarar veren bir şeyi yalnızca başkaları normal buluyor diye normalleştirmeyiniz.

Ve kendi sınırlarınızı açıklamak için mahkeme dosyası hazırlamayınız.

Bazen:

“Bu bana iyi gelmiyor.”

yeterli bir cümledir.

Çünkü ruhun en önemli kontrendikasyonu belki de şudur:

Kendini kaybetmeye başladığın hiçbir yerde doz artırılmaz.

Kullanım sonlandırılır.

IV. DOZ — YOKSUNLUK

Bazı insanları bırakınca onları özlemiyorsun.

Onların yanındaki kendini özlüyorsun.

Gülüşünü.
Bekleyişini.
Bir mesaj geldiğinde hızlanan kalbini.

Sonra bunu aşk sanıyorsun.

Değil.

Bazen bir insanı değil, onun sende yarattığı kimyayı arıyorsun.

Vücudun alışmış.

Ruhun bağımlı.

Ve ayrılık dediğimiz şey bazen romantik bir trajediden çok, uzun bir yoksunluk.

Elin telefona gidiyor.

Yazmıyorsun.

Gece oluyor.

Yazmıyorsun.

Bir şarkı çalıyor.

Yine yazmıyorsun.

Sonra bir sabah fark ediyorsun:

Dün hiç aklına gelmemiş.

İnsan iyileştiğini büyük anlarda anlamıyor zaten.

Kimse iyileşirken alkışlamıyor.

Bir gün sadece kahveni içiyorsun ve canın eskisi kadar yanmıyor.

İşte o kadar.

Bazı mucizeler gösterişsizdir.

V. DOZ — DOZ AŞIMI

Çok düşünmenin de bir doz aşımı olmalı.

Gece üçten sonra verilen hiçbir kararın geçerli sayılmaması mesela.

Çünkü gece insanın zihni iyi bir avukat değildir.

Bütün delilleri acının lehine toplar.

“Kimse seni sevmiyor.”

İtiraz edersin.

Susturur.

“Bak, şu da gitti.”

Başka bir delil.

“Bu da seni seçmedi.”

Bir tane daha.

Sabaha karşı kendi zihninin mahkemesinde suçlu bulunursun.

Suçun:

Yeterli olmamak.

Cezan:

Kendinle yaşamak.

Sonra güneş doğar.

Bir kahve içersin.

Perdeyi açarsın.

Ve gece seni idama mahkûm eden beynin öğlene doğru senden kahvaltı ister.

İnsan zihnini bu yüzden fazla ciddiye almamalı.

Aynı organ hem varoluşsal kriz geçirip hem de on dakika sonra
“Acaba ne yesek?”
diye sorabiliyor.

Belki umut dediğimiz şey de tam olarak budur.

Bütün o büyük acıların arasında bedenin hâlâ küçük şeyler istemesi.

Su.

Uyku.

Bir pencere.

Bir şarkı.

Birinin eli.

Belki yaşama isteği her zaman görkemli değildir.

Bazen yalnızca:

“Yarın bir daha bakarım.”

demektir.




 

Bu Yazıyı Paylaş