VI. DOZ — TOLERANS
İnsan her şeye alışıyor.
Bu cümleyi eskiden umut verici bulurdum.
Şimdi biraz tehdit gibi geliyor.
Çünkü insan yalnızca güzel şeylere alışmıyor.
Bağırılmaya alışıyor.
Bekletilmeye.
Eksik sevilmeye.
Kendinden özür dilememeye.
Bir süre sonra canını acıtan şey canını eskisi kadar acıtmıyor.
Sen de bunu iyileşmek sanıyorsun.
Değil.
Bazen yalnızca doz yetmiyor artık.
İlk zamanlar birinin küçücük bir ilgisi bütün gününe yetiyor.
Sonra daha fazlasını bekliyorsun.
Bir mesaj.
Bir arama.
Bir “özledim.”
Biraz daha.
Biraz daha.
Sonunda karşındaki sana sevgisini değil, yokluğunu vermeye başlıyor.
Sen yine de alıyorsun.
Çünkü insan sevginin kendisine değil, gelme ihtimaline de bağımlı olabiliyor.
Sanırım en tehlikeli bağımlılık bu.
Hiç gerçekleşmemiş bir şeyden yoksunluk çekmek.
Bir gün olacak sandığın şeylerin yasını tutmak.
Hiç yaşamadığın bir hayatı özlemek.
Ben bazı insanları kaybetmedim.
Onlarla yaşayacağımı sandığım ihtimalleri kaybettim.
Bunun mezarı olmadığı için de uzun süre nereye çiçek bırakacağımı bilemedim.
Sonra kendime bıraktım.
Çünkü bütün o ihtimallerin altında kalan bendim.
VII. DOZ — AÇ KARNINA
Bazı insanlar sevilmeye çok açken âşık olmamalı.
Çünkü aç insan menü okumaz.
Önüne ne konursa yer.
Biraz ilgiye sevgi der.
Biraz merhamete aşk.
Birinin gece yarısı “Neredesin?” demesini özlemek sanır.
Sonra karşısındaki insanı değil, kendisine verilen kırıntıları büyütür.
Ben de büyüttüm.
Bir cümleden yuva yaptım.
İki güzel günden gelecek.
Bir sarılmadan ömür.
İnsan hayal kurarken mimarlığı fazla kaçırıyor.
Temeli olmayan insanlara kat çıkıyoruz.
Sonra bina çökünce adına kader diyoruz.
Oysa bazı yıkımların müteahhidi biziz.
Bunu kabul etmek canımı acıttı.
Çünkü insan kendisini mağdurken daha kolay affediyor.
Ama kendi felaketinde emeğini görünce işler değişiyor.
Ben kapıyı açmıştım.
Ben kal demiştim.
Ben bazı kırmızı bayrakları perde sanıp cama asmıştım.
Yine de kendimi suçlamıyorum.
Sadece artık biliyorum:
Sevilmeye aç olmak, önüne gelen her şeyi sevgi yapmaz.
Bu yüzden bir süredir kalbimi aç karnına kullanmıyorum.
Önce kendimden biraz yiyorum.
VIII. DOZ — UYKU YAPABİLİR
Uyumayı hep sevdiğimi söyledim.
Yalandı.
Ben bazen uyanık olmayı sevmiyordum.
Aralarında fark var.
Uyku, insanın kendisine birkaç saatliğine ara verebildiği tek yer.
Telefon susuyor.
Geçmiş susuyor.
Yapamadıkların.
Olmadıkların.
Olamadıkların.
Hepsi yatağın kenarında bekliyor.
Sen gözlerini kapatıyorsun.
Bir süreliğine senden vazgeçiyorlar.
Sonra sabah oluyor.
Hepsi hâlâ orada.
İnsan bazı sabahlar gözlerini değil, bütün hayatını açıyor.
Ve tekrar kapatmak istiyor.
Ama hayatın ertele tuşu yok.
O yüzden kalkıyorsun.
Dişlerini fırçalıyorsun.
Saçını topluyorsun.
Kahve yapıyorsun.
Kimse bilmiyor ama bazen bunların her biri küçük bir kahramanlık.
Çünkü insanın yaşamak istemediği günlerde hayatta kalmak büyük cümlelerle olmuyor.
Bazen yalnızca duş almakla oluyor.
Çarşaf değiştirmekle.
Bir pencere açmakla.
Bir kedinin başını okşamakla.
Marketten sevdiğin bir şeyi almakla.
Hayat bazen seni hayata bağlamak için çok küçük düğümler atıyor.
Biz büyük bir sebep beklediğimiz için göremiyoruz.
Oysa insan her zaman bir gelecek uğruna yaşamıyor.
Bazen yarın içeceği kahveyi merak ettiği için bile kalıyor.
Ve belki de küçümsememek lazım.
Hayatta kalmanın sebebi küçük olabilir.
Hayatta kalmanın kendisi değildir.