LYRICA
Etken madde: Pregabalin
İlaç grubu: Antikonvülzan. Nöropatik ağrı ve yaygın anksiyete bozukluğunun tedavisinde kullanılır
Benim Lyrica Hikâyem
Yirmi iki yaşındaydım.
İnsan yirmi iki yaşında hayatının ağırlığını taşıması gerektiğini düşünüyor. Ben o yaşta kendi sinir sistemimi bile taşıyamıyordum.
Anksiyete artık ara sıra kapımı çalan bir misafir değildi. Evde benden önce uyanıyor, benimle sokağa çıkıyor, gittiğim her yere benden önce varıyordu.
Sonra silahlı bir olay yaşadım.
O an korkmadım.
Bunu özellikle hatırlıyorum.
Kalbimin korkması gereken yerde aklım son derece sakindi. Kendimi cesur sandım. Olay bittiğinde de geçtiğini düşündüm. İnsan tehlikenin içinden yürüyerek çıkınca, ondan kurtulduğunu zannediyor.
Oysa bazı korkular olay yerinde başlamıyor.
Beden, aklın unuttuğunu başka bir gün hatırlıyor.
Benimki beni bir mağazada buldu.
Sıradan bir gündü. Etrafta insanlar vardı, kıyafetler vardı, aynalar vardı. Silah yoktu. Tehdit yoktu. Kaçmam gereken hiç kimse yoktu.
Ama bir anda korktum.
Nedenini bilmediğim, nereye koyacağımı bulamadığım, aklımla açıklayamadığım bir korkuydu bu. Kendimi bir kabine kilitledim.
Dışarıda hayat bütün sıradanlığıyla devam ederken ben birkaç metrekarelik bir kabinin içinde, görünmeyen bir şeyden saklanıyordum.
Sonra bu korku tekrar geldi.
Bir daha.
Bir daha.
Bazen hiçbir şey olmuyordu ama bedenim olacakmış gibi davranıyordu. Kalbim benden önce tehlikeye inanıyor, zihnim olmayan bir felakete hazırlanıyordu.
En kötüsü de buydu sanırım:
Neyden korktuğunu bilmediğinde, nereye kaçacağını da bilmiyorsun.
Anksiyetenin önüne geçilemediği o dönemde Lyrica reçete edildi.
Yirmi iki yaşındaydım ve artık reçetemde pregabalin vardı.
Bugün dönüp baktığımda bu cümlenin ağırlığını o gün taşıyabildiğimden emin değilim.
Çünkü o yaşta insan reçetesindeki ilacın hayat hikâyesinde ne kadar büyük bir yer kaplayabileceğini bilmiyor. Doktorun yazdığı isme bakıyor, eczaneden kutusunu alıyor ve eve dönüyor.
Sanki yalnızca bir ilaç almış gibi.
Ben de öyle yaptım.
Sonra ilk defa uzun zamandır unuttuğum bir şey oldu:
Nefes aldım.
Elbette yirmi iki yıldır nefes alıyordum.
Ama başka bir nefesten bahsediyorum.
Göğsümün içinde sürekli bekleyen o felaket biraz geri çekildi. İçimde durmadan çalan alarmın sesi azaldı. Omuzlarımı ne zamandır yukarıda tuttuğumu, çenemi ne zamandır sıktığımı, bedenimin ne zamandır savaşa hazır beklediğini ancak gevşediğinde fark ettim.
İlk kez sakinliğin nasıl bir şey olduğunu yeniden hatırladım.
Ve belki de Lyrica’yla hikâyemin en ağır tarafı tam burada başladı.
Çünkü bazı ilaçların hayatındaki önemini sana kötü hissettirdikleri için değil, sana ne kadar iyi geldiklerini fark ettiğin anda anlarsın.
Ben yirmi iki yaşında bir kapsülün ardından gelen sessizliği dinliyordum.
Bir yanım sonunda nefes aldığı için minnettardı.
Diğer yanımın ise henüz bilmediği bir şey vardı:
Bir gün dönüp bu hikâyeyi yazacak ve o kutuya yalnızca “bana iyi gelen ilaç” diye bakamayacaktı.
Lyrica benim için basit bir ilaç deneyimi olmadı.
Hayatımın bir döneminde korkuyla arama mesafe koyan şeydi.
Ve bazı hikâyelerin ağırlığı, nasıl başladığında değil;
hayatında ne kadar büyük bir yere dönüştüğünü fark ettiğinde çöküyor insanın omuzlarına.
Dört Yıl Sonra
O hikâye orada bitmedi.
Şimdi yirmi altı yaşındayım.
Ve hâlâ kullanıyorum.
Dört yıl boyunca aynı ilacın bedeninden geçmesi, takvimde dört yıl yaşamaya benzemiyor. Çünkü bir süre sonra yalnızca ilacı kullanmıyorsun; onunla uyanıyor, onunla uyuyor, iyi günlerini de kötü günlerini de onun varlığıyla tanıyorsun.
Sonra insanın aklına rahatsız edici bir soru düşüyor:
Ben hangisiyim?
Son zamanlarda hiçbir duygum yalnızca bana aitmiş gibi gelmiyor.
Mutluluğuma bakıyorum; ne kadarı benim, bilmiyorum.
Öfkeme bakıyorum.
Sakinliğime.
Korkuma.
Bazen hiçbir şey hissetmeyişime.
Sanki yıllardır vücudumda dolaşan ilaçlar duygularıma dokunmuş da hangisini nerede değiştirdiğini bana söylemeden çekilmiş gibi.
Üstelik mesele yalnızca hissetmek değil artık.
Bakışım.
Duruşum.
Birine verdiğim tepki.
Bir odada oturuşum.
Bir olay karşısında susuşum.
Bazen aynada kendi yüzüme bakarken bile düşünüyorum:
Bu kadının ne kadarı bana ait?
Çünkü yirmi iki yaşındaki beni hatırlıyorum.
Korkudan bir mağazanın kabinine kendisini kilitleyen o kızı da hatırlıyorum.
Sonra Lyrica’yı.
Ve ilk kez nefes aldığımı.
Ama dört yıl sonra ilaçların nerede bittiğini, benim nerede başladığımı aynı kesinlikle söyleyemiyorum.
Belki de uzun süre ilaçlarla yaşamanın bende bıraktığı en ağır şey bu oldu:
Kendime yabancılaşmak değil.
Kendim sandığım şeyden şüphe etmek.
Bir zamanlar içimdeki alarmın susmasını o kadar çok istemiştim ki sessizlik geldiğinde onu sorgulamadım.
Şimdi bazen o sessizliğin içinde kendi sesimi arıyorum.
Bulduğumda da tanıyıp tanımadığımdan emin değilim.
Yirmi iki yaşında Lyrica’nın ardından ilk kez nefes aldığımı yazdım.
Yirmi altı yaşında aynı hikâyenin başka bir yerindeyim.
Şimdi bazen aldığım nefese bile bakıp düşünüyorum:
Bu da benim mi?
Lyrica benim için hiçbir zaman yalnızca bir ilaç olmadı.
Bir dönem beni korkunun içinden çıkardı.
Sonra yıllar geçti.
Şimdi ise onunla o kadar uzun zamandır yan yanayım ki hangimizin nerede başlayıp nerede bittiğini seçemiyorum.
Belki bu yüzden bu hikâyenin sonuna hâlâ nokta koyamıyorum.
Çünkü ilaç hâlâ hayatımda.
Ve hikâye hâlâ vücudumda dolaşıyor.
Bu metin Lyrica/pregabalin hakkındaki kişisel deneyimimi anlatmaktadır; tıbbi tavsiye veya kullanım önerisi değildir. Pregabalin doktor takibi gerektiren reçeteli bir ilaçtır. Etkileri ve riskleri kişiden kişiye değişebilir; dozunun değiştirilmesi veya ilacın bırakılması hekim gözetiminde yapılmalıdır.