ARYARKETİP I: KURTARICI
Birinin sesi değiştiğinde herkesten önce o fark eder.
“İyiyim,” diyen birinin iyi olmadığını anlar. Mesajın sonundaki noktanın öfkeden mi, yorgunluktan mı konduğunu düşünür. Bir kapı sert kapandığında odadaki herkes irkilir; o, kapıyı kapatanın ardından gitmesi gerekip gerekmediğini hesaplar.
İnsanlar ona güçlü der.
Oysa gücünün büyük bir kısmı, başkaları dağılmasın diye kendi dağınıklığını ertelemesinden ibarettir.
Kurtarıcı olmak bazen bir seçim gibi başlar. Sevdiğin birini kötü bir günde yalnız bırakmazsın. Sonra kötü günler çoğalır. Sen hep orada olduğun için herkes sana alışır. Bir süre sonra birinin acısını görüp yardım etmemek, onu yarı yolda bırakmak gibi gelir. Yardım etsen bile aklın onda kalır: Yeterince dinledim mi? Yanlış bir şey mi söyledim? Şimdi ne yapacak?
Kurtarıcı, çoğu zaman tam bu soruların arasında kendini kaybeder.
Bir arkadaşının uykusuzluğunu bilir, kendi kaç gecedir uyumadığını bilmez. Sevdiği insanın hangi cümlede kırıldığını ezbere hatırlar, kendisine söylenenleri “önemli değil” diye geçiştirir. Telefonu çaldığında açar. Açacak hâli olmadığında da açar. Çünkü biri ona ihtiyaç duyuyorsa kendi hâlinin bekleyebileceğine inanır.
Belki bir zamanlar çevresindeki insanların ruh hâlini takip etmek zorunda kalmıştır. Belki evde huzurun sürmesi, kimin ne zaman konuşacağını doğru bilmesine bağlıydı. Belki de sevilmenin en güvenli yolunu faydalı olmakta buldu. Her kurtarıcının hikâyesi aynı değil. Ama bazılarının içinde şu korku yaşar: “Kimseye iyi gelmezsem, yanımda kalırlar mı?”
Bu yüzden yardım istemek ona zor gelir.
“Sen de iyi misin?” diye sorulduğunda önce şaşırır. Sonra alıştığı cevabı verir: “İyiyim.” Karşısındaki inanırsa biraz üzülür; üsteleyince de ne diyeceğini bilemez. Başkalarını dinlemek için yıllar harcamıştır. Kendi sesini nereden başlatacağını bulamaz.
Bir gün birini kurtaramaz. Verdiği emek, ettiği sözler, uykusuz kaldığı geceler hiçbir şeyi değiştirmez. Kendini suçlar. Daha erken fark etmeliydim, der. Biraz daha kalsaydım. Başka türlü konuşsaydım.
Oysa bir insanın hayatında bulunmakla o hayatın bütün sorumluluğunu taşımak aynı şey değildir.
Kurtarıcı bunu öğrendiğinde sevgisi eksilmez. Yalnızca ilk kez kendisini de sevdiği insanların arasına koyar.
Telefon çaldığında bazen “Şu an konuşacak hâlim yok,” diyebilir. Birinin acısını dinledikten sonra kendi odasına dönüp kendi acısıyla ilgilenebilir. Herkese yetişemediği gün, kötü bir insan olmadığına inanmayı deneyebilir.
Başta eli sürekli telefona gider. Suçluluk hemen geçmez. Ama o gece, yıllardır ilk kez, bir başkasının hayatını düşünmekten kendi uykusunu ertelemez.
Aryarketip, belki de burada başlar: İçimizde yıllardır görev başında olan kişiye dönüp “Sen ne zamandır dinlenmedin?” diye sorduğumuz yerde.