ARYARKETİP

ARYARKETİP

Yazar
Arya Soysal | Psikolojik Romanlar, Aforizmalar ve Yazılar 24.09.2026

ARYARKETİP III: ASİ

“Seninle konuşulmuyor.”

Bu cümleyi duyduğunda gülümser. Çünkü karşısındaki insanın sesini duyması için az önce kaç kez sakin konuştuğunu bir tek kendisi bilir.

Önce rahatsız olduğu şeyi söylemiştir. Konu değiştirilmiştir. Sonra biraz daha açık anlatmıştır. Abarttığı söylenmiştir. En sonunda sesini yükseltince herkes ona dönmüştür.

Asi, sesinin hangi yükseklikte duyulduğunu erken öğrenmiş olabilir.

Belki çocukken “Neden?” diye sorduğu için azarlandı. Belki ne hissedeceği, ne giyeceği, kim olacağı onun yerine kararlaştırıldı. Belki ağladığında fazla hassas, itiraz ettiğinde terbiyesiz bulundu. Bir süre sonra içinde biriktirdiklerini düzgün cümlelerle anlatmaktan vazgeçti. Cümleler işe yaramıyorsa kapıyı çarpmak daha kolaydı.

Yıllar geçti. Kapılar değişti. Öfkesi kaldı.

Şimdi biri ona ne yapması gerektiğini söylediğinde yalnızca o anki sözü duymaz. Geçmişte sustuğu bütün konuşmalar da aynı anda başlar. Karşısındaki belki yalnızca bir fikir vermiştir; o ise yeniden köşeye sıkıştırıldığını hisseder. Savunmaya geçer. Sonra kendine kızar: Neden bu kadar büyüttüm?

Çünkü bazı insanlar için küçücük bir müdahale, yıllarca kendilerine bırakılmamış bir hayatı hatırlatır.

Asi insan korkusuz değildir. Kimi zaman en büyük korkusu, birine yakınlaşınca kendine ait hiçbir yerinin kalmamasıdır. Bu yüzden ilk bağı o koparır. İlk sert sözü o söyler. Kimse onu yönetemesin diye bazen kendi istediği şeye bile karşı çıkar.

Dışarıdan özgür görünür. İçeride ise hâlâ başkalarının ne yapacağını belirlediği bir savaşın içindedir.

Bir gün biri ona itiraz eder. Asi, alıştığı gibi sesini yükseltmek üzereyken durur. Öfkesinin altında daha eski bir cümle bulur:

Beni de dinle.

Bunu söylemek, bağırmaktan zordur. Çünkü bağırırken incinmiş olduğunu saklayabilir. “Beni dinle,” dediğinde ise birinin onu dinlemesini gerçekten istediğini kabul etmiş olur.

Yine de söyler. Karşısındaki o gün anlamayabilir. Asi belki başka bir gün yeniden bağırır. Değişmek, öfkesini bir daha hiç duymayacağı anlamına gelmez. Öfke geldiğinde neyi korumaya çalıştığını anlamasıyla başlar.

Artık her söylenene boyun eğmesi gerekmez. Her söylenene savaş açması da gerekmez. Kendi kararını verebilir; bazen kalır, bazen çıkar, bazen de masada oturup sözünü sonuna kadar söyler.

Bir zamanlar kapıyı çarpmadan sesini duyuramayan o çocuğun, büyüyünce öğrenmek istediği şey belki budur: Kapıyı açık bırakıp da kendinden vazgeçmeden konuşabilmek.


 

Bu Yazıyı Paylaş