ARYATOMİ — Özlemin İçinden Çıkan Ben
Bugün seni özlediğimi sandım.
Markette iki kişilik bir şey alırken elim durdu. Sonra eve geldim, poşetleri yere bıraktım. Buzdolabının önünde ne yapacağımı bilemeden beklediğim o birkaç saniyede adın geçti içimden. Eskiden olsa bunu aşkın hâlâ sürdüğüne yorardım.
Bu kez poşetleri yerleştirdim. Sonra oturup tam olarak neyi özlediğimi düşündüm.
Sesini hatırlayabiliyorum. Bazı kelimeleri nasıl söylediğini de. Fakat eve dönmeni hayal ettiğimde içimde bir rahatlama olmuyor. Ne konuşacağımı hesaplamaya başlıyorum. Neyi söylemesem daha iyi olacağını. Yüzündeki en küçük değişikliği yine fark edeceğimi.
Öyleyse neden yokluğun bazen bu kadar acıtıyor?
Özlemin içini açınca önce alışkanlık çıktı. Telefonun ekranına bakmak, bir şeyi anlatmadan önce senin anlayacağın biçime sokmak, günün sonunda birine hesap verir gibi nerede olduğumu söylemek… Bedenim bunları hâlâ biliyor. Ellerim, zihnimin vazgeçtiği yerlere gidiyor.
Biraz daha bakınca utanç çıktı.
Kalmanın beni ne kadar küçülttüğünü gördüğüm hâlde kaldığım günler. Bir arkadaşıma anlatırken bazı ayrıntıları çıkardığım konuşmalar. Seni savunmak için kendimi haksız gösterdiğim anlar. Bunları hatırlayınca yalnızca sana kızmıyorum. O günkü kendime de kötü davranıyorum. Sanki yeterince incinmemiş gibi bir de bugünden hesap soruyorum ona.
Oysa o kadın, o akşam bildikleriyle yaşadı.
Ben şimdi sonunu bildiğim bir hikâyenin içindeki hâlime neden daha önce çıkmadığını soruyorum.
Sonra özlemin altında bir gelecek buldum. Yaşanmamış, dolayısıyla hiçbir kusuru görünmemiş bir gelecek. Birlikte gidilecek yerler, alınacak bir masa, pazar sabahı kurulacak küçük bir hayat… Gerçekte çoktan anlaşamadığımız günlerde bile bu ihtimalleri korumuştum. Seninle konuşamadığım şeyleri, gelecekteki senin anlayacağına inanmıştım.
Belki en uzun süre onu bekledim.
Son olarak kendim çıktım.
Bir şey anlatırken sözünün kesilmeyeceğini sanan hâlim. Yeni bir elbise giyince önce aynaya bakan, telefondaki cevaba bakmayan hâlim. Sevincini paylaşmadan önce onun fazla olup olmadığını düşünmeyen hâlim.
Onu bulduğumda seni aramak istemedim.
Ama kendime de hemen kavuşamadım. Hâlâ bazı kararların ardından görünmez bir yüzün onayını bekliyorum. Evde yalnızken bile müziğin sesini açmadan önce duraksıyorum. Bazen güzel bir gün geçirip akşam bunun için suçluluk duyuyorum. Sanki ayrılığın ciddiyetini korumak için mutsuz kalmam gerekiyormuş gibi.
Bugün marketten aldığım şeyi tek kişilik hazırladım. Kalanını kaldırdım. Yemek yerken aklıma sen geldin; sofrayı toplamadım, iştahımı sorgulamadım. Düşüncenin geçmesini beklerken yemeğime devam ettim.
Belki kendime dönmek böyle başlıyor.
Bir sabah bütün izlerin silinmesiyle değil; bir akşam seni hatırladığım hâlde kendimi masadan kaldırmamamla.