İnsanın Kendini Anlatamadığı Yer

İnsanın Kendini Anlatamadığı Yer

Yazar
Arya Soysal | Psikolojik Romanlar, Aforizmalar ve Yazılar 09.07.2026

Psikolojide insanın kendisini anlatamaması, her zaman söyleyecek bir şeyinin olmadığı anlamına gelmez. Bazen zihin, taşıdığı duyguların yoğunluğu karşısında kelimelere erişemez. His vardır ama adı yoktur. Anı vardır ama anlatısı oluşmamıştır. Acı vardır fakat onu bir cümleye yerleştirmek, yeniden yaşamak kadar ağır gelir.

Bu yüzden insan susar.

Özne, kişinin kendilik algısıdır; “Ben kimim?” sorusuna verdiği ya da veremediği cevaptır. Yüklem ise o benliğin yaşamla kurduğu bağdır: Hissetmek, güvenmek, sevmek, bağlanmak, gitmek, kalmak, iyileşmek…

Fakat insan uzun süre incindiğinde özne ile yüklem arasındaki bağ zayıflayabilir.

“Ben hissediyorum,” diyemez; çünkü hissettiği şeylerin yoğunluğu onu korkutur.

“Ben iyiyim,” diyemez; çünkü içinde hâlâ adı konmamış bir ağırlık vardır.

“Ben üzgünüm,” demek de yetmez; çünkü bazı duygular tek bir kelimeye sığmayacak kadar karmaşıktır.

Bazen zihin, yaşananları unutmaz; yalnızca insanın onlara ulaşmasını zorlaştırır. Duygular bastırılır, anılar parçalanır, kelimeler birbirinden uzaklaşır. Bu, zihnin acıyı inkâr ettiği anlamına gelmez. Bazen yalnızca kişinin henüz taşımaya hazır olmadığı bir yükü sessizliğin içinde tutma biçimidir.

Kalemi eline aldığında sayfaya bakarsın.

Ne yazacağını bilmediğini düşünürsün.

Oysa belki de ne yazacağını çok iyi biliyorsundur; yalnızca yazdığında hangi duygunun ortaya çıkacağından emin değilsindir. Çünkü bazı cümleler yalnızca geçmişi anlatmaz, geçmişte hissedilemeyen duyguları da bugüne getirir.

Bu nedenle kelimeler durur.

Zihin susar.

Beden ise anlatmaya devam eder.

Boğazda oluşan düğüm, göğüste hissedilen ağırlık, sebepsiz yorgunluk, uyuyamamak ya da sürekli uyumak… Bazen insanın söyleyemediği şeyler, bedenin diliyle görünür hâle gelir.

Özne hâlâ oradadır.

Kaybolmamıştır.

Yalnızca kendisini güvende hissedeceği bir cümle arıyordur.

Yüklem de ona darılmamıştır belki. Sadece uzun zamandır öznenin yerine konuşmaktan yorulmuştur. Sürekli güçlü olmak, dayanmak, unutmak, affetmek ve devam etmek zorunda bırakılmıştır.

Oysa insanın her zaman devam etmesi gerekmez.
Bazen durmak da bir eylemdir.
Susmak da bir anlatım biçimidir.
Yazamamak da zihnin söylediği bir cümle olabilir:

“Henüz bunu anlatmaya hazır değilim.”

Ve belki iyileşmek, bütün yaşananları bir anda anlatabilmek değildir. Bazen yalnızca yarım kalan bir cümlenin yanına oturabilmektir. Onu tamamlamaya zorlamadan, sessizliğini yargılamadan bekleyebilmektir.

Çünkü bazı cümleler baskıyla tamamlanmaz.
Güvenle tamamlanır.
Bir gün özne, yüklemine yeniden yaklaşır.

“Ben…” der.

Bir süre susar.
Sonra kendisine uygun bir kelime bulur:

“Ben hissediyorum.”

Belki ardından:

“Ben hatırlıyorum.”

Ve bir gün, bütün korkularına rağmen:

“Ben iyileşiyorum.”

Çünkü insan bazen yazamaz.

Sözcükleri olmadığı için değil;

öznesi, yüklemine yeniden güvenmeyi öğrenmeye çalıştığı için.


 

Bu Yazıyı Paylaş